top of page

Utilitarian İlişkiler

Kullanılmadığın Gün Yalnız Kalırsın


İnsan bazı yalnızlıkları kalabalıkların içinde yaşar. Herkes oradadır ama kimse gerçekten seninle değildir. Çünkü sen, orada bir insan olarak değil; bir işlev olarak bulunuyorsundur.


·       Konuşan değil, dinleyen.

·       Yüklenen değil, taşıyan.

·       Sorulan değil, çözen.


Uzun süre bunun farkına varmazsın. Çünkü sana öğretilen şudur:


·       Sevgi fedakârlıktır.

·       Anlamak erdemdir.

·       Dayanmak güçtür.


Ve sen güçlü olmaya alaşıkınsındır. Ama güç, yanlış ellerde bir davetiyeye dönüşür. İnsanlar senin sınırlarını değil, dayanıklılığını ölçer. Ne kadar daha alırsın, ne kadar daha susarsın, ne kadar daha kendinden vazgeçersin. Bunlar sessizce test edilir. Sen fark etmeden bir rol biçilir sana. Ve fark ettiğinde, rol çoktan “sen” sanılmaya başlanmıştır.

Bu yüzden, bir gün durduğunda şaşırırlar. Sevgi sandığın şeyin bir şartı olduğunu anladığın an.


Bazı sevgiler vardır, güneş gibidir. Isıtır, büyütür, canlı tutar.
Bazılarıysa elektrik gibidir; akım olduğu sürece vardır. Akım kesildiğinde karanlık başlar.

Senin hayatına giren bazı insanlar, seni sen olduğun için sevmedi.

Seni;


·       Onlara güç verdiğin,

·       Onları anladığın,

·       Onların yükünü hafiflettiğin,

·       Onların aynası olduğun sürece sevdi.

·       Sen bir dost değil, bir basamaktın

·       Sen bir insan değil, bir kaynaktın

·       Sen bir “biz” değil, bir araçtın


Bu bir sevgi değildi. Bu, kullanışlılıktı.

Ve bu fark ediş bir anda gelmez.


·       Küçük sarsıntılarla gelir.

·       Cümlelerin tonuyla.

·       Eksilen merakla.

·       Senin canın yandığında konunun hızla değişmesiyle.

·       Sen durduğunda, ilişkide bir boşluk oluşmasıyla.

·       Çünkü sen durunca, sistem çalışmamaya başlar.


Antik Yunan’da buna utilitarian ilişki derlerdi. İnsan değil, araç olmak.

İnsan, bir amaca hizmet ettiği sürece değerlidir. Bugün bu kavram felsefe kitaplarında değil; insanların gündelik ilişkilerinde yaşar. Dostluk kılığına girer. Yakınlık gibi görünür. Ama temeli şudur:

“Sen benim hayatımda ne işe yarıyorsun?”

Sen vererek cevapladın;

·       Zamanını, duygunu, sezgini, emeğini vererek.


 Ta ki bir gün, içinden bir ses “Artık dur!” diyene kadar.

Taşımayı Bırakmak


İnsan her şeyi bırakabilir ama bir başkasının yükünü bırakmak en zorudur. Çünkü orada suçluluk vardır. “Ya düşerse?” korkusu vardır. “Ya beni bencil sanırlarsa?” endişesi vardır. Ve sen bunları düşündün. Ama bir noktada beden durur. Ruh yavaşlar. Kalp artık ikna olmaz. İşte orası kırılma noktasıdır. Sen artık taşımıyorsundur. Ne bağırarak ne kapıyı çarparak, sadece çekilerek.

Ve o an başlar fısıltılar:

“Çok değişti.” “Bir tuhaf oldu.” “Eskisi gibi değil.” “Bir kibirlendi.”

Hayır! Eskisi gibi kullanılabilir değilsin.


Düşman Olmadan Zarar Verenler


En zor olan şudur: Bu insanlar sana açıkça düşman olmaz. Gülümserler. Hâl hatır sorarlar. Ama içten içe seni etiketlerler. Seni, artık işe yaramayan bir parça gibi kenara koyarlar. Ve sen şunu fark edersin. Açık düşmandan korunmak kolaydır. Ama sevgi maskesi takmış çıkarcıdan korunmak, bilgelik ister. Bu farkındalık insanı sertleştirmez. Ama ayıltır.

Kendine İade:


Bu bölüm, bir vedayla bitmez.

Bir hesaplaşmayla da bitmez.

Bu bölüm, sessiz bir kabulle biter:


·       Sen değişmedin.

·       Sen kötü olmadın.

·       Sen eksilmedin.

·       Artık kimsenin hizmetkârı değilsin.

·       Artık bir basamak değilsin.

·       Artık, insan olduğun yerde duruyorsun.

·       Herkesi anlamak zorunda değilsin

·       Her yükü almak zorunda değilsin

·       Her suskunluğu yumuşatmak zorunda değilsin


Ve işte tam o an, gözlerindeki ışık bazıları için karardı. Çünkü o ışık onların yolunu aydınlatıyordu, senin değil. Bu çok kritik bir andır: İnsan burada ya kendinden vazgeçer ya da yalnız kalmayı göze alır. Sen ikincisini seçtin. Ve bu duruş, bazıları için kayıptır. Ama senin için, ilk kez kendine dönüştür.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page